Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

Sosyal Fobi

Sosyal fobi, başkaları tarafından gözlemlenme göz önünde bulunma olasılığının bulunduğu ortamlarda kişinin korku, kaygı, çekingenlik ve utanç yaşaması durumu olarak tanımlanmaktadır. Bu fobiyi deneyimleyen kişiler; sosyal ortamlara girdiklerinde, topluluk önüne çıkma durumları söz konusu olduğunda ya da bir toplantıya, buluşmaya katılmaları gerektiğinde gülünç duruma düşeceklerini düşünmekte; beklenti anksiyetesi ve gerilim yaşamaktadırlar.

Sosyal fobisi olan bireylerde; sosyal ilişkilerde bozulma, depresyon, alkol-madde kötüye kullanımı gibi durumlar da eşlik edebilmekte, bu durum kişinin günlük yaşam ve aktivitelerinde işlevselliğini bozabilmektedir.

Sosyal Fobi Tanı Ölçütleri:

Amerikan Psikiyatri Birliği Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal Elkitabına göre sosyal fobinin tanı kriterleri aşağıdaki gibidir:

  1. Kişinin, başkalarınca değerlendirilebilecek olduğu bir ya da birden çok toplumsal durumda belirgin bir korku ya da kaygı duyması. Örnekler arasında toplumsal etkileşmeler (örn. karşılıklı konuşma, tanımadık insanlarla karşılaşma), gözlenme (örn. yemek yerken ya da içerken) ve başkalarının önünde bir eylemi gerçekleştirme (örn. bir konuşma yapma) vardır.
  2. Kişi, olumsuz olarak değerlendirilebilecek bir şekilde davranmaktan ya da kaygı duyduğuna ilişkin belirtiler göstermekten korkar (küçük düşeceği ya da utanç duyacağı bir biçimde; başkalarınca dışlanacağı ya da başkalarının kırılmasına yol açacak bir biçimde).
  3. Söz konusu toplumsal durumlar, neredeyse her zaman, korku ya da kaygı doğurur.
  4. Söz konusu toplumsal durumlardan kaçınılır ya da yoğun bir korku ya da kaygı ile bunlara katlanılır.
  5. Duyulan korku ya da kaygı, söz konusu toplumsal ortamlarda çekinilen duruma göre ve toplumsal-kültürel bağlamda orantısızdır.
  6. Korku, kaygı ya da kaçınma sürekli bir durumdur, altı ay ya da daha uzun sürer.
  7. Korku, kaygı ya da kaçınma klinik açıdan belirgin bir sıkıntıya ya da toplumsal, işle ilgili alanlarda ya da önemli diğer işlevsellik alanlarında işlevsellikte düşmeye neden olur.
  8. Korku, kaygı ya da kaçınma bir maddenin (örn. kötüye kullanılabilen bir madde, bir ilaç) ya da başka bir sağlık durumunun fizyolojiyle ilgili etkilerine bağlanamaz.

Sosyal Fobinin Alt Tipleri:

Sosyal fobinin özgül ve yaygın olmak üzere alt tipleri bulunmaktadır. Özgül fobisi olanlar, aşağıdaki durumlarla ilişkili korku duymaktadırlar ve bu durumlardan kaçmak için çaba sarf etmektedirler:

  • Sosyal etkileşim
  • Buluşma, biri ile flört etme,
  • Fikrini söyleme, haklarını savunma
  • Performans gerektiren durumlar
  • Topluluk önünde konuşma, dans etme, bir müzik aleti çalma, spor faaliyetinde bulunma
  • Gözlenme
  • Birileri ile yemek yeme
  • Odaya / sınıfa / iş ortamına sonradan girme

Yaygın sosyal fobiye sahip olan kişiler ise; sosyallik gerektiren; kişiler arası ilişkilerin aktif olması gereken durumlarda, ya da performans gerektiren durumların hemen hepsinde korku- kaygı hisseder ve bu durumlardan kaçınma davranışı göstermektedirler. Yaşanılan duygulara aşağıdaki bedensel etkiler de eşlik etmektedir.

  • Çarpıntı
  • Titreme
  • Terleme
  • Kaslarda gerginlik
  • Ağız kuruluğu
  • Ateş basma ya da yoğun bir şekilde üşüme hissi
  • Karında ağrı ya da huzursuzluk hissi
  • Başta ağrı

Sosyal Fobi Nedenleri:

Sosyal Fobi’nin gelişiminde; genetik yatkınlık, çevresel koşullar, mizaç ve kişilik özelliklerinin ve bireysel deneyimlerin karmaşık etkileşiminin rolü olduğu düşünülmektedir.

Genetik Faktörler: Sosyal fobinin nedenleri arasında genetik mirası sayabilmekteyiz. Sosyal fobi ile ilgili kalıtımsal temellerini incelendiğinde yapılan çalışmalar %21 oranında sosyal fobinin genetik olarak aktarıldığını göstermiştir. Yine benzer şekilde ikizler ve evlat edilmiş çocuklarla ilgili yapılan çalışmalarda da sosyal fobide önemli duygulardan biri olan utangaçlığın çevresel faktörlerle birlikte genetik olarak da ilgili olduğunu göstermiştir.

Çevresel Faktörler: Sosyal fobinin nedenlerini açıklamada çevresel faktörlerin etkisi büyük orandadır. Sosyal Fobi’nin kökenini açıklayan halen en geçerli kuram diğer birçok fobi türünde olduğu gibi Sosyal Fobi’nin de bir veya daha fazla travmatik yaşantı sonucunda ortaya çıkabildiğidir.

Ebeveyn Tutumları: Ebeveynlerin çekingen özellikler taşıması, utandırıcı-aşırı suçlayıcı tutumlar, kendisi ile gurur duyulmama, sevilmeme, aşırı eleştirel- reddedici, cezalandırıcı tutumlar, çocuğun incitici biçimde akranlarla kıyaslanması gibi ebeveyn tutumları sosyal fobinin oluşumunda etkili olan ebeveyn tutumları arasındadır.

Sosyal Fobinin Sıklığı ve Görünümü:

Sosyal fobinin dünya genelinde yaygınlığına bakıldığında %5-10 olduğu; yaşam boyu yaygınlığının ise %8.4-15 olduğu gözlemlenmiş; çocuk ve ergenlerde de benzer oranlara rastlanmaktadır. Literatüre bakıldığında sosyal fobinin genel olarak başlama yaşı 13-24 yaş aralığı olarak belirlenirken seyrek de olsa 30’lu yaşlarda görülmektedir. Tedaviye başvuru yaşı ise ilk görülme yaşından çok daha sonraki yıllarda olmaktadır. Sosyal fobideki cinsiyet çalışmaları kadınların erkeklerden daha fazla etkilendiğini gösterse de, klinik anlamdaki çalışmalar kadın ve erkeğin benze ölçüde etkilendiğini göstermektedir. Sosyal fobinin diğer hastalıklarla görünümüne bakıldığında, %90 oranında psikiyatrik hastalıklarla birlikte görülme sıklığı bulunmaktadır. Sosyal fobinin varlığı, majör depresyonve alkol kullanım bozukluğunun öncülüdür. Özellikle alkol kullanımının sosyal fobiyi yatıştırdığına ilişkin yanlış inanış, alkolün kendi kendine tedavi yöntemi olarak kullanılmasına neden olmaktadır. Bu davranış da alkol bağımlılığının gelişmesine neden olmaktadır.

Sosyal Fobide Gözlemlenen Ortak Özellikler:

Sosyal kaygı yaşayan bireyler, sosyal ortamlarda kendilerine yönelik olumsuz değerlendirmelerde bulunma eğiliminde olup, bu düşünceler nedeniyle çevrede olumsuz izlenimler oluşturduklarına inanırlar. Bu kaygı, genellikle sosyal ortamlardan kaçınma veya uzaklaşma davranışlarıyla sonuçlanır. İçe kapanıklık ve utangaçlık, zamanla bireyin karakterine yerleşebilir.

Bunun bir sonucu olarak, sosyal kaygısı olan bireylerin diğer insanlarla kurdukları ilişkiler daha yüzeysel ve mesafeli olabilir. Çünkü daha derin bağlar kurmak, reddedilme korkusunu tetikleyebilir. Bu nedenle bireyler, ilişkilerini minimum seviyeye indirerek kendilerini daha güvende hissederler.

Sosyal kaygının, bireylerin romantik ilişkiler kurma ve sürdürme süreçlerini de zorlaştırdığı görülmektedir. Bu durum, evlenme ve romantik ilişkilerini sürdürme olasılıklarının azalmasına yol açabilir. Benzer şekilde, arkadaşlık ilişkileri de sınırlı kalabilir; bireyler daha az sayıda arkadaş edinir ve bu ilişkiler yüzeysel düzeyde seyredebilir.

Sosyal Fobiye sahip olan bireylerin genel özellikleri aşağıdaki gibi olabilmektedir:

  • Sosyal alanda başkalarınca izlenmekten korkarlar.
  • Dikkat çekmekten, ilgi odağı olmaktan hoşlanmazlar.
  • Eleştirilebileceği ortamlarda bulunmaktan belirgin derecede korku duyarlar.
  • Performans gösterilmesi gereken yerlerde, utanma ve belirgin korku duyma görülmektedir.
  • Korkulan durumdan kaçınma davranışı ve işlev kaybı vardır.
  • Korkulan durumlarda kişi kendini gözlemlemektedir.
  • Genellikle kalbin hızlı atması, terleme, titreme, yüz kızarması, nefes darlığı gibi fiziksel belirtiler ortaya çıkar.

Bu bahsedilen durumlar genellikle aşağıdaki gibi durumlarda ortaya çıkabilmektedir:

  • Biriyle tanışma- yabancılarla iletişim kurma/konuşma
  • Yönetici ya da otorite konumundaki kişilerle iletişime geçmek
  • Tanımadığı kişilerle telefonda konuşmak
  • Misafir ağırlamak
  • Bir işle uğraşırken veya yazı yazarken seyredilmek
  • İnsanların onlarla ilgili şaka yapmaları
  • Tanımadığı kişilerle yemek yemek
  • Toplulukta konuşmak

Sosyal Fobide İşlevsel Olmayan Temel Varsayımlar ve Düşünceler:

Sosyal fobisi olan kişiler kendi davranışlarına ve diğerlerinin bu davranışlarını değerlendirme biçimlerine ilişkin gerçeği yansıtmayan düşünce ve inançları bulunmaktadır.

Kişiler reddedilecekleri, aşağılama yada utanç verici bir durum yaşayacakları ile ilgili yanlış düşüncelerinden dolayı; sosyal ortamlara girdiklerinde kaygı yaşarlar. Bu düşüncelerle birlikte kaygıya verilen yüz kızarma gibi bedensel tepkiler;  tehlike algısını ‘yüzüm kızardı bir sorun var/ yetersiz biriyim’ şeklinde düşünür. Bu düşünce ile birlikte kendisine odağı artar. Bu aşırı zihinsel odaklanma yaşanılanlarla ilgili gerçekçi değerlendirmeler yapamaz. Kendi davranışlarını ve diğerlerinin tepkilerini değerlendirirken, ilgi ve dikkatlerini olumsuz düşüncelerini destekleyecek yönde kullanırlar. Örneğin; kişi sosyal ortamlarda var olmak ile ilgili kendilerini rahat hissetmediğinden dolayı sosyal ortamlardan kaçar, bulunduğu zaman da kişilerle iletişimi az ya da soğuk olabilir. Böylelikle diğer insanların da kendilerinden uzak durmasına neden olur. Böylece kendi kendini gerçekleştiren kehanet dediğimiz durum ortaya çıkar. Böylelikle kişi sosyal ortamlarda istenmediği ile ilgili düşüncesini destekleyen kanıta eriştiği yanılgısına kapılır ve sosyal fobi pekişir.

Sosyal fobiye sahip olan kişiler genellikle olumsuz düşüncelere odaklanmakta; olumsuz sosyal olayların gerçekleşme olasılıklarını abartmaktadırlar. Bu noktada bazın belli başlı gerçekçi olmayan düşünceler bulunmaktadır. Bu düşünceler aşağıdaki gibi olabilir:

  • Bu konuda yeterli değilim
  • Yeteri kadar güzel değilim.
  • İnsanlar tarafından beğenilmiyorum ve beğenilmeyi hak etmiyorum.
  • Herkes beni beğenmeli.
  • Asla hata yapmamalıyım.
  • Eksik yönlerimi göstermemeliyim.
  • Mükemmel olmam gerekiyor.
  • Kaygılı olduğumu kimse anlamamalı.
  • Çok rahat görünmeliyim
  • Kusursuz görünmeliyim.

Sosyal Fobinin Tedavisi:

Sosyal fobinin tedavisinde ilaçların ve bilişsel davranışçı tedavinin etkinliğini gösteren bir çok kanıt bulunmaktadır.

Bilişsel davranışçı terapi (BDT) sosyal fobinin tedavisinde kullanılan en etkili yöntemlerden biridir. Sosyal fobinin tedavisinde ‘alıştırma tedavisi’ adı verilen teknik kullanılmaktadır. ‘Üzerine gitme’ ilkesi üzerine yapılandırılmış olan bu tedavi yöntemi ile kaçınma davranışları listelenir. Kolaydan zora doğru bu durumları gerçekleştirmesi, ya da ortamlara girmesi ve kaygısı azalıncaya kadar da burada kalması beklemektedir. Tedavi esnasında amaç; kaygıyı tamamen ortadan kaldırmak değil, sosyal fobi yaşayan bireyin bu kaygıyı tolere edebilmesini ve başa çıkma becerilerinin gelişmesini sağlamaktır. Bununla birlikte ‘kendi kendini gerçekleştiren kehanet’in oluşmasına neden olan düşünceler de terapistle ele alınır; kişiyi gerçeklikten uzaklaştıran düşüncelerin gerçekliğe çekilmesi hedeflenir.

Sosyal fobi (sosyal anksiyete bozukluğu) tedavi edilebilir bir rahatsızlıktır ve uygun tedaviyle büyük ölçüde iyileşme sağlanmaktadır. Sosyal kaygı (fobi) tedavi edilmediğinde, günlük yaşam becerilerini yerine getirmede zorlanmalar, ikili ilişkide bozulmalar, psikolojik problemlerin eşlik etmesi, bağımlılık ile ilgili problemlerin de beraberinde geleceği unutulmamalıdır.

Şema Terapi: Erken dönem uyumsuz şemalar, erken çocukluk ve çocukluk dönemde kişinin çevre hakkında bilgi sağlaması ve olumsuz çevresel ve duygusal koşullarla başa çıkmasına fayda sağlaması nedeniyle işlevseldir. Ancak yetişkinlikte kişinin artık değişmiş olan çevresel koşullara rağmen dünyayı şemalarıyla tutarlı olarak algılaması işlev bozucu şemaların sürmesine neden olmakta ve şema artık uyumsuz hale gelerek sosyal fobi ve diğer psikopatalojilerin oluşmasına neden olmaktadır. Şema modeli, sosyal fobi şikayetleri yaşayan bireyin, kalıplaşmış düşünce ve değerlerine ve bunun kökenini oluşturan erken dönem çocukluk deneyimlerinin kök nedenlerin anlaşılmasına ve değiştirilmesine odaklanır.

Mesaj Gönder
WhatsApp İletişim
Novis Psikoloji'ye hoş geldiniz. Size nasıl yardımcı olabiliriz?